Pazartesi, Temmuz 31, 2006

biliyomuş resmen....
mln

Pazar, Temmuz 30, 2006

Ohh varya şu an nasıl rahatladım, ben bu karakterler yazısı yok oldu sanıyordum... of of of inanılmaz rahatladım... birşeyler yazmaya girmiştim, onu yayınladım resmen yeter =)

Çarşamba, Temmuz 19, 2006

Karakterler

Bazı çok sevdiğim, arada metaforik olarak kişiliklerine büründüğüm karakterler var. Kısa kısa anlatmak istedim, hoş bu karakterleri ben sözlerle anlatmayı beceremiyorum, mümkünse geçtikleri yerde tanıyın kendilerini, ama onlar benim nacizane dilimi affeder...

Tanis Yarı-Elf:Ejderhamızrağı serilerinden bir kahraman. Hep arada, çelişkide kalan; sürekli başkalarının iyiliğini isteyen; kendinden çok başkalarını düşünen; hüzün, eğlence, macara dolu; öleceğini anladığım zaman yavaş yavaş ağladığım mükemmel bir karakter...
Mutfaktan çıkacağız...




Rincewind:Discworld'ün muhteşem karakterlerinden yalnızca biri. Hayatta kalmak konusunda uzman. Kötü şans insanı. Herşeye rağmen gene iyi yolu seçen çok ama çok şirin bir büyücü...






Captain Rhett Butler:Clark Gable'ın hayata büründürdüğü, Margaret Mitchell'ın romanından uyarlanan, Oscar'lı 'Rüzgar gibi Geçti' filminin ana kahramanlarından. Sevgisi sonsuz bir aşık, sabrı sonsuz bir insan...




Luke Skywalker:Star Wars 6'lamasının, çekim tarihine göre ilk üçlemesinin ana karakterlerinden. Aslında pek bir özelliği yok, pekte iyi oturtulmamış bir karakter; ki extended universe'de garip olaylara da karışıyor. Ama genede çok seviyorum kendisini...




Archangel/Angel/Warren Worthington III:X-Men'in ilk beşlisinden biri. Ne karakter, ne mutant olarak çok parlak özellikleri yok ama imkansıza yakın bir tipi var. Sadece görünüşü yeter, altın sarısı saçlar, bembeyaz melek kanatları... Ah birde mavileşmeseydi...





Seto Kaiba:Yu-Gi-Oh! serisinin anti-kahramanı. Sert kişiliği, konuşmaları ile inanılmaz bir bünye...









Captain Jack Sparrow:İkinci film, 'Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest'den sonra geldi benim için. En sonunda yaptığı hareket olayı bitirdi.






Hagi:'Blood+' adlı anime dizisinden bir karakter. Daha kişiliğini pek bilemiyorum ama saf karizmadan oluşuyor kendisi.. edit: artık biliyorum kişiliğini ve hastasıyım!











Hepsini çok güzel şekillerde tanıtamadım ama bünyemden çıktılar... msn'de avatarımda bunlardan birini görürseniz artık tanırsınız... =)

Zamanı geldi galiba?

Öğrenci Seçme Seçilme Sevilme Sayma Sorgulama Sorma! Sınavı, Bodrum tatili, bilgisayarımın (Bilgisayarıma bir isim bulmak zorundayım) yenilenme süreci bittiğine göre artık blog'uma birşeyler, en azından bir sene raporu yazmalıyım sanırsam! Ama pek canım istemiyor... İsteyene kadar, ertele yavrım ertesi güne ertele... Benim canım ne istiyor, ben biliyorum da (oldu mu yeteri kadar ayrı? =) Hem niye ayırıyoruz ki? Ne bu ayrı gayrılık?) benden başkası biliyor mu onu bilmiyorum...

Saygılar sunuyorum! Artık hep burdayım...

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Geçen gün bir arkadaşım "Beyoğlu'nda yazını okudum!" dedi; şaşırdım, apıştım, "Af buyur?" dedim. Uzun süren algılama zorluklarımdan sonra, arkadaşımın "Blog'daki yazını okudum" dediği anlaşıldı. =) Neyse efendim, burdan yaptığım çıkarım şuydu: Ben kendisine "Blog'umu oku!" demeden, blog'umu okuyan biri vardı. Normalde "Ben bu blog'u biri okusun diye değil, kendim yazmak için yazıyorum." diye düşünüyorum sanıyordum. Ancak onun ben söylemeden okumasına sevindiğimi hissedince, konu üzerine biraz düşündüm ve 'yazmak için yazıyorum'un biraz havalı görünmek için, bilinçaltı bazlı söylenen bi kolpa olduğu kararını verdim. =)

Bilmiyorum var mıdır okuyan blog'u, ama bundan sonra mümkün olduğunca "Hadi blog'umu oku!" demiyeceğim kimseye... Varsa arada kontrol eden, olursa yeni birşey görecek =) Peki bu yazıyı niçin yazdım? Yahu varsa okuyan bunları comment yazabilirsiniz, utanmayın. Hem bizde kim okudu görelim dimi? =) Varsa okuyan; saygılar, sevgiler...

Mert Erten az kalan Öss ve bitmekte olan okulun acılarının arasından bildirdi...

edit:ya yazıyı editledim şu an yazmayı unuttuğum bir yerler vardı. (hatta sabah cep telefonundan gireyim dedim, açmadı makina) neyse, yeni birşeyler daha yazacaktım ama ortam çok rahatsız... sonra inşallah =(

Perşembe, Nisan 20, 2006

"Cemil’in yalnızca elini tutup dolaşabileceği, seni seviyorum diyebileceği, bağrına basabileceği ya da başını dizine dayayıp uyuyabileceği, sıkıntılarını paylaşabileceği bir dosta, bir flörte, vücut iklimini tam sarıp sarmalamasa da, kalbinin havasını değiştirecek, başında bahar rüzgarları estirecek bir sevgiliye ihtiyacı vardı." Ladesçi-Üstün Dökmen
------------------------
LD:
kımsenın ıyı oluduguna bu kadar kısa zamanda emın olma... ne kendını ısnan sarrafı sananlar bılıyorum sırtlarında hancerle uyandılar...
!B:
tabiki ama insnlara kötü olabilrler diye bakmak istemiorm.. çok kötü bi bakış açısı..
LD:
oyle bakma zaten...
LD:
herkese guven ama yarın arkalrını donup gıderlerse aman ha yere dusup kendını yaralama
!B:
öyle bişeyin omaması için elimdn gelni yapıcam.. ama bi noktada birine güvnmek zornda kalıcm..
!B:
işallah onlar doru insanlr olur..
LD:
o guvenecegın kısıyı cok ama cok ıyı sec dıcem ama yalan...
LD:
nıe yalan? zaten anlasan... kımın oyle oldugunu ohooo =)
!B:
=)dern mevzulara gider sonrası..
-----------------------
Evde yokuz, lütfen sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız.
"Sinyal sesi" de ne olaki?

Salı, Mart 07, 2006

"Uzun süredir yaşadığım bu dünya yalan mıydı? Paylaştığım acılar, kahkahalar, sırlar? Yoksa ben bu dünyayı çok mu ciddiye aldım? Ya da içindekileri çok ciddiye aldım belkide? Nasıl almasaydım? Bu dünyada yaşadım ben herşeyi, belkide bu dünyada doğdum, bu dünyada geliştim... Hep düşündüm ki ben burada kalacağım, benimle birlikte olmuş olanlarda benimle kalacak! Ama öyle olmuyor galiba, hayatımı bağladığım, canımı önlerine attığım değerler beni hiç tanımamış, takmamış, sevmemişler galiba... Ya da sevmişlerde benim onları sevdiğim gibi değil. Vaktim yok üzülmeye sıkılmaya, hiçbir duyguya vaktim yok... O yüzden düşünmemeye çalışıyorum, ama olmuyor getirip gözüne gözüne sokuyorlar adamın. Ben onları hep ilk sıraya koymuştum, belki onlardan çok o sırayı hak edenleri hep kendimsiz bırakmıştım. Şimdi görüyorum ki onlar benim için aynı şeyi yapmamış! Ben onların listesinde aşağı sıradaymışım... Hatta kendi listelerinin üst sırasındaki adamlar yokken oyuna giren bir yedekmişim... Belkide ben bu duygusuz anımda çok duyguluyum aslında... Olmayan hayaller görüp, aslında düşünülmeyen düşünceler yaratıyorum. Ama nasıl olur? Yalnızca ben değil çevre bile görüyor, bunların sonuçlarını... Nasıl yapmalı, ne etmeli? Gidip kan mı dökmeli? Basıp gitmeli mi? Son kez gerçeklermiş, doğrularmış gibi davranıp konuşmalı mı? Benim listemde birinci olması gerekenlere gidip özür mü dilenmeli, onların mı olmalı? Hiç bir şey olmuyormuş gibi davranıp 'aptalı mı oynamalı'? Ne yapmak istiyorum bilmiyorum. Ama yapmam gereken bütün duygularımı atıp kurtulmak, duygu sahibi her yerimi söküp atmak! Yeter mi? Kalbim olmasa da aklım bunları düşünemez mi? Şu diyarlarda yaşadığım 5000 yılda şunu gördüm, herşey değişiyor. Öyle ya da böyle nehir akmaya devam ediyor... En çok güvene, sevgiye ihtiyaç duyan insan oğlu herkese güvenmeli, ama her an güvendiği şey yok olacakmış gibi hazırlıklı olmalı... İşte ben bunu yapamadım, siz yapın..."
-Arhcortane Kraliyet yıllıklarından alıntı
Yazarı belli değil...

Öykünün yazarı konunun kendi yaşamıyla alakalı olup olmadığı sorularını yanıtsız bırakmaktadır...

Pazar, Ocak 29, 2006

Blog'daki yazılar

ya edebi-couple'ın yazdıklarından sonra bunu yazma gereği duydum. ben buraya öylesine yazıyorum çoğunlukla yazmak olsun diye, günlük gibi... bu yüzden bi çok yazıda imla, yazım hataları olabiliyor. hatta hızlı yazdığımdan yazım hataları, anlatım bozukluklarıda olabilir... çok fazla sallamayın (bazen adamın gözüne gözüne sokuyorum farkındayım ama =) ) ciddi yazıların içeriğine ve tarzına bakarsarsanız sevinirim... ciddi olmayan yazılar (bu, bundan önceki, ondan önceki) sallayın onları msn'den yazıyomuşum gibi düşünün...
neyse beynim karmakarışık durumda... ama demek istediğimi becerip söyleyebildim herhalde...
birde şimdi siz diyeceksinizki, "mert iyi ki nete girmiyon, iki günde iki yazı! çakal seni"

bide eskiden bi friendtest yapmıştım, gene zamanım olunce gene yapcem!

Giriyom anasını satayım! bıraktım öss'yi... başbakanın çeşnicisibaşı olcam, gurme olcam, hobbit olcam! (sırf yemek yemek için!)... hatta sokakta yürüken başıma saksı düşçek sarhoş olcam... =)

neyse büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim...

ne başbakanların çeşnicibaşıları olmuyo mu? ulan koskoca başbakanı kimse zehirlemez mi? hem ukrayna daki turuncu adamı kkb zehirlemişti ya! o zaman ben önce bi zehirliyormuş gibi yapayım! (ne başbakanı mı zehirlicen? anarşik!) (not: bu şakadır, kimseyi zehirlemek gibi bi düşüncem yoktur. kkb ukrayna daki turuncu başbakanı zehirlememiştir. ama ben yemek yemeyi seviyorum...)

çok geveze ve boş bi adamım..

Cumartesi, Ocak 28, 2006

Len

hedere hödörö...
eman beynim dönüyo... daha aylarca vakit var (140 gün) ama baydım...
neyse fantastik öykü yarışması için ve yıllık için yazı yazmaya çalışıyorum...
eman bea (şişşt sakallı.. =) )
ps:andy kaufman hayata dönmüş yeni öğrendim, alalala

Pazartesi, Eylül 19, 2005

Uzun Zaman Sonra...

Evet, burdayim; hayir, ölmedim. [Ama su an okuldaki almanca klavyeyi kullandigim icin sacma salak bir alfabe ile yazmak zorundayim. (Lan bu "y" ile "z" nin yerini deigistiren, kimsin lan cik ortaya erkeksen.)]
Dersler isler gucler derken zaman akip geciyor. Ben sadece ordan orya kosturuyorum, baska hic birsey yaptigim yok...(Dun Nisantasi`ndan, eve (Florya) tam bir bucuk saatte gelebildim, ohannesburger...)
Ama aklimda yazacak seyler var. Bir tane yaten Hulk vari bir sizofren hikayesi var kafamda daha sadece girisini tanimlayabildigim. Sonra yillik yazilari var, en onemlisi onlar zaten... Bide bu aralar tekrar ciyime sardim, vakit bulup cizebilirsem, belkide scan edebilirsem koyarim buraya belki kimbilir...
Bunun disinda butun hersey ayni degisen hic birsey yok sayilir. Arada bir bi taraflar yukari cikiyor, onlar cikinca haliyle diger taraflar dusuyor....
Neyse efendim bendeki hikaye boyle. Kendi hikayenizden beni mahrum birakmayin anacim. Ben hep buralardayim...
Saygilar..
Not(ps hesabi): yazida yazim hatasi bulursaniz, beni haberdar kilin lutfen.
bide, Arkabahce yayinciliktan cikan:
"Ultimate X-Men: Yarinin Insanlari 3"
"XMen Film Ozel Sayisi: XII"
"Sandman1: (adini unuttum) Düs sarkisi(idi galiba)"
varsa elinizde beni haberdar kilin bi zahmet.

Cumartesi, Temmuz 02, 2005

Bu gece son...

Hikaye belli, kahramanı belli, zaman belli, yer belli, giriş belli, düğüm belli sayılır, sonuç değil... Belki iradem yok diye; belki kendimi o kadar zorlamak istemiyorum diye; belki başka türlü iradelerimi zorlamak istiyorum diye; belki kolay olsun diye; neden olursa olsun, olacak şey az sonra olacak. Ama beklediğimin yarısı kadar koymadı henüz belki kablolarını tek tek sökerken, belki kapının önüne koyarken acıyacak. Belki okuldan geldiğim bir cuma günü kırık döner sandalyeme oturduğumda, sol ayak baş parmağım boşlukta bir tuş ararken, kalın kalın kitaplara çarpınca acıyacak, belki arkadaşlarım msnlerde, icqlarda benden gizli geyikler çevirirken acıyacak. Ama her türlü acıya razıyım ve hazırım 1 sene ne kadar acıyabilir ki..

Normalde dün olması gerekn bugün oluyor, normalde sabah 5 civarı olması gerekn 3 civarı oluyor. Planlarda oynamalar var acaba bu kötüye bir alamet mi? Batıl inançlarım yok ama benim. Çalışırsam olur ve inşallah çalışırım.

Ama hikayemiz burda bitmiyor. Hikayemiz gerçek hayatta devam ediyor. 12-c'de devam ediyor, FBM-B.köy'de devam ediyor, --- 'da devam ediyor, http://smerten.blogspot.com 'da -eğer siz comment yazarsanız- devam ediyor... Hem zaten diğer yanlarda da ara verildi sadece 19. yaşgününe kadar. O günden sonra -ki ne olduğunu anlamayacağız- direk geri döneceğim. Artık "Ulan daha gittiğin günü dün gibi hatırlıyorum" sözleri duyarsam şaşırmam herhalde...

Ettim teşeekkür ama bir kez daha edeyim, hayatıma giren ve orda bana etki eden etmeyen herkese çok teşekkür ederim. Hayatıma giren ve ona yön vermeme yardımcı olan artık onlardan parçalar taşıdığım o kişilere ise -hep teşekkür etmek lazım da- daha teşekkür etmeye gerek yok.. Öyle kolay bırakmam ben sizi...
Ama asıl teşekkürüm bugün veda ettiğim şeye. Ben lanetliyim onun internete bağlı olmayan haline... Elimi sürdüğüm makinayı takarım, olmadık yere harddisk'im oynar, power suply'ım patlar. Ama internete bağlı haliyle de efsaneyim. 36k modemle, herkesle aynı ping de oyun oynarı, ultimada pvp yaparım; seneler önce daha kablo yokken dial-up'la 121 mb dosya dll ederim kısa sürede... 36.8 le bağlanıp 4.3 le dll ederim... Artık önemli olan bunlar değil ama, önemli olan benim birazdan onu sökecek olmam. Büyük ihtimalle sabahleyin ablamın odasına geri bağlayacak olmam..

Bu kadar uzattık, ortalığı gereksiz yere hüzünlendirdik. Savaşa gitmiyoruz hoş -ne farkı varsa?-...

Teşekkür ederim internet, bana öğrettiğin herşey için, beni yakınlaştırdığın her insan için, güldürdüğün her kahkaha için... Seni emin ellere bırakıyorum..

Teşekkür ederim canım bilgisayarım, bana yaşattıydığın, yaşattımadığın, yaşattıramadığın herşey için... Ben sana iyi baktım sende bana uzaktan iyi bak.

Gerçek hayatta yaşayan nefes alan arkadaşlarım; sizlerde benim için dua edin inandığınız her neyse... Ama elinizi açıp "Allahım ne olur Mert istediği yerleri kazansın" hem demezsiniz, hemde demeyin yani... İçinizden öyle geliyorsa öylede deyin tabii de.. Asıl arada sırada gönlünüzden gözünüzden geçtiğimde aklınızdan iyi düşünceler geçirmeniz.. Msn'de her kırmızı şişman vücudumu, icq'da her kırmızı papatyamı, st'de her avatarımı gördüğünüzde bana bir selam verin içinizden... Karşılıksız kalmaz...

Neyse bu işte buraya kadarmış, "veda yazısı veda yazısı dedin bu muydu Mert"? Ama ne söylediysem içimden geldide söyledim, her zaman olduğu gibi... Beni yanlız bırakmayın canlar...

Saygılar..
Mert İ. Erten
merten, quest, sme, sMe, iTa, SoGoR, Luke Skywalker, Logan, Rhett Buttler, Lord Duxus...

Salı, Haziran 28, 2005

Patron

bizim okulun, "resmi öğrenci forum sitesi"ni bırakıyoruz elimizden öss ayağına kendimize bırakacak adam arıyoruz. onun için bi adaylıklar, bi formlar, bi mülakatlar yaptım ki sormayın kendimi baya patron (tuncay neydi soyadi adamın?)* gibi hissettim... çırak seçiyoruz kendimize kolay mı? =) ayrıca "neden böyle düşünüyosun" gibi sorular sorarken psikolok gibi hissetmedimde değil =)

ay bugün biraz kızardım hızlı kaşıyınca acıyo bea! =) ya aklıma gelsene ne yazcaktım ben ya.... onu yazana kadar neler yazdım ayaküstü...

*:edit:"özilhan" olmalı soyadı...

Laflar

ya başka bişi yazacaktım ama unuttum o yüzden bunu yazayım =)

Ya hani insanların grupça ağzına takılan sözcükler vardır. hani bir esprisi vardır herkes bilir. mesela bizim "hector" vardı. ya daha gırla varda... geçen sene "ayaküstü, giderayak" fln diye bişey vardı. bu ara nerden çıktıysa; o, ağzıma yapıştı. ama bu gene iyi...
İnsanları gruplara ayırmayı sevmem ama, hani illa ayırırsak. "tikky" denilen tayfa varya. onların genelde kullandığı sözcükler nasıl girdi ağzıma ben onu anlamadım.. böyle sürekli "gayet, falan" diyorum. hani avrupa yakasını da çok seyreden biri değilim ki selin'den kapmış olayım... çevremde de öyle konuşan pek insan yok... öyle bi yerlerede takılmadım... ama sadece ben dikkat etmedim, başka insanlarında fark edebileceği bir seviyeye ulaştı. krokunç!

ya hay bin kunduz!

ben bişey yazacaktım, unuttum!

Pazartesi, Haziran 27, 2005

Maraton İPTAL!

Okumuşsanız bilmiş olduğunuz gibi, bilgisayarı toplamadan önce iki gün, yani 48 saat kesintisiz bir bilgisayar oynama planım vardı. ama gerçek insanlarla vakit geçirmek istediğim için o nu iptal ettim. çünkü zaten bu aralar baya bir bilgisayar oynuyorum yani... ya o insanlardan 1 sene sonra ayrılacağım şimdiden çok koyuyor.. o yüzden böyle oldu haberiniz olsun... hatta Apocalypse'in bile tam ne gün olacağı kesin değil... herhalde perşembe gece olur ya... neyse artık kısmette ne varsa o olacak... ya ben yazı yazma isityorum aslında, ama hiç içimden gelmiyo, ambivalenzlerdeyim hatta dekadent'im nerdeyse... =)

Cumartesi, Haziran 25, 2005

Bir durun yahu..

Ya ben bir sürü birşeyler yazacaktım, böyle anlamadım ne olduğunu... saat kaç olmuş ben yarın erken kalkıcam... öfff pöffff

Perşembe, Haziran 23, 2005

7 Days 'till Apocalypse

"Kıyamet"e bir hafta kaldı. Nedir kıyamet? Kıyamet tam 7 gün sonra olup, 1 Temmuz'a denk gelmektedir... O gün benim bilgisayarım tam 1 seneliğine toplanmış olacak. Evet ÖSS'ye çalışmak için odamdaki bilimum dikkat dağıtıcı şeyle birlikte bilgisayarımıda kaldırıyorum. Biliyorum üzücü, biliyorum şaşırtıcı ama öyle olması gerekiyor bence...
Tabi kıyametten önce -bir problem çıkmazsa, ki çıkmaması gerekiyor- "maraton"um var... 29-30 haziran günleri 48 saat boyunca bilgisayarı kapatmıyorum ve olabildiğince bünyem el verdiğince başında oturuyorum... Artık oyun mu dersiniz, chat mi, surf mu... ne olursa... Nostalji olsun diye irc'ye bile girerim büyük ihtimalle... Sabah 5.00 sularında bilgisayarı kapatıp; bütün odayı topluyorum kısmetse...
Bir ufak ayrıntı var, Kıyametten sonra ki 2-3 günde, -pazartesiye kadar-, büyük ihtimalle derse başlamayacağım ama hazırlıklarına başlayacağım... Kitap almak, program yapmak gibi... O günlerde de boşum da bilgisayar yok sadece... ve tabi ders çalışıcam diyorsam 24 saat değil, benim için imkansız zaten... Kesin bir program ayarlayabilirsem ve uygulamayı başarabilirsem koyarım buraya...
Son bişey bunu yazıcam zaten son yazıda falanda ama genede yazayım aklınızda bulunsun... E-mail'ımı kontrol edicem, minimum haftada bir kere dolayısıyla her zaman e-mail yoluyla bağlantı kurabilirsiniz... Burayada elimden geldiğince çok yazı eklemeye çalışıcam... ama neyse artık... bakıcaz, görücez... önümüzdeki maçlara bakıyoruz...

Ben yatayım artık, sonra sabah 8.30'da burnum kanayarak uyanmayayım gene...

Hellblaster Volley Gun

-Meeendiz bey, meeendiz bey! Üzerimize bir dev, bir sürü goblin ve daha göremediğim bir çok şey geliyooooo…
-Koçum önce sakin ol… Şimdi sandalyeden kalkmama yardım et.. Oy oy oy dizelerim nasıl tutulmuş biliyo musun? Heeeh… gelenler şu ilerdeki karartılar mı? Biraz toparlanalım yahu.. Şu ufak kolu çek!
-Hangi ufak kol? Bi sürü ufak kol var burda..
-Öfff çekil bea… Emaaaaaan… Sen Sigmar’a şans için yalvar.. İhtiyacımız olacak…

Sabahtan beri uğraşıyordum, bitti sayılır sonunda… (tabiki bu değil benimki, bu profesyoneller tarafından boyanmış, üstüne üstlük ben daha adamları boyayamadım =) ama boyayacağım elbet.. ) Adama çekicide ayarladım sayılır. “Yeşil şey” gelince o da olacak Allah bir keder vermezse.. =) Cumartesi turnuvada var zaten eman allah..

Pazartesi, Haziran 20, 2005

Gece kolpaları, sıkışları..

Kuzenim yurt dışındaydı ve orayla alakalı bir durumu anlattıktan sonra; "Yani ikiyüzlü oluyosun eninde sonunda" dedi. Sanki hiç iki yüzlü değilmişiz gibi? Değiliz falan demeyin Allah aşkına, bırakın bu ayakları... Hepimiz bazen ikiyüzlü değil miyiz? (bu sözün "tikky", "orc" gibi versiyonlarıda bulunmaktadır :)
Aynı şeyi başka klişe sözlerde de yapıyoruz. Yok efendim neymiş: "Benim hayatta hiç pişmanlığım yok, her yaptığım şeyden memnunum." Hade ya? Bak sen! Yahu her insan -ya da kendi adıma konuşsam daha doğru herhalde- hayatını pişmanlıklarının üstüne kurar bea! Yaptıklarında hataların olacak, o hatalarından pişman olacaksın ki bir daha yapmayacaksın...
Sonra yalan söylemek var. (geçen girişinide yazmıştım bunun..) Güya hepimiz dürüstüz. Tamam dürüstüzde hep değil tamamen değil... "Aaaa ayol ben yalancıları hiç sevmem!" Yahu insanoğlu sende yalancısın... İşin zora geldi mi, şeye şemsiye yanaştı mı, çevir hemen bir dümen... Yalan değil mi bu? Yalaaaan da o beyaz yalan... Yalanın beyazı, karası olmaz... Nike'ın çıkardığı "Livestrong" bileziği mi lan bu renk renk?
Hea ama bunları yapmayın demiyorum zaten. Madem yapıyosunuz yapmıyoruz demeyin. Hepimiz biliyoruz, hepimiz yapıyoruz. Evet sen, Liv Tyler sende ossuruyosun bazen (hoş hiç inkar ettiğini görmedim de :); evet sen başı örtülü hanım teyze sende yalan söylüyosun; evet sen Brad Pitt sende duşta işiyosun (onunda inkar ettiğini görmedimde)...
Dediğim şu ki ikiyüzlü olmayın, neyseniz o olun ve onu söyleyin.... vermeyin kolpaları, sıkışları....

PS.Saat 11.30 da msn'de konuşulamayacak kadar çok kişi vardı; şimdi nereye gittiniz? nie uyuyonuz lan bu saatte... aboo saat 3.30 olmuş ayaküstü.... geri aldım lafımı. Ama cümleyi silmedim neden? çünkü siz msn kullanmaya başlayıp icq'yu kapayanlar... Evet, siz utanıp yüzünü yere çevirenler siiiiz! Utanın ulan utanın o icq kaç tane karı-kız işinizi bağladı sizin? kaç kere son anda bi sınavı haber verdi ha? bu mudur lan saygınız, bu mudur lan olayınız???

Pazar, Haziran 19, 2005

Doğum günü...

Dün doğum günümdü efendim. Neyse pek sevmem doğum günlerini, hiçte kafama takmam ama bu seferkinin hepsinden farklı bi atraksiyonu vardı. 18 yaşına girdik efendim. Artık bende nüfus kağıdımı alıp; kimseye bağlı olmadan, istediğim heryere gitme, istediğim şeyleri yapabilme hakkına sahibim. Teoride böyle bu iş... Ülkemizde böyle olmadığını zaten hepimiz biliyoruzda.... eee şey... bende olayı yaşayan biri olarak ayrıcanak söyliyim canım noolcak? =)
Bir kere insanın fizyolojisi değişmiyor... =) Kesinlikle organlarınız falan aynı kalıyor. Valla kişilik değişimine gelirsek; misal: "18 yaşından sonra kızların peşinde koşmaz" tezini çürütecek bişeyim yok elimde... Zaten çok koşan bi adam değilim ve saat 2.23 te de koşacak halim yok =) Ama şu ana kadar psikoljik, felsefik, metafizik bir değişimde yaşamadım... Zamanla yaşarsam onlar 18 yaşın değil zamanın getirisi olurlar... O yüzden o da değişmez bence... (ben sana dedim dimi? o isimde adamdan bir halt olmaz :) 1-2 kere tutturdu diye...)
Sonra efendim insanların size karşı tutumlarıda değişmiyor. Bakın aynen aktarıyorum.
Yer:Bizim ev, oturma odası Saat:01.30 civarları
Anne ütü yapmaktadır, oğul ise böyle yavuşak yavuşak zıplayarak gelir. Geyik yaptığını çaktırmamaya çalışarak elinden geldiğince ciddi bir sesle:
"Anne artık 18 yaşında oldum. Lütfen nüfus kağıdımı verir misin? Gece dışarı çıkıcam!"
"Ya git başımdan!"
voynk voynk voynk! (yarışmalarda elenince yarışmacı bir ses çıkar ya ondan)
Burdan benden genç olanlara sesleniyorum. "Hey, sen ordaki! Şişt sana diyorum gözlüklü! Normal bi doğum gününden umduğundan fazla bişey umma 18. doğum gününden. 18 yaşından da..."
Bak annem hâlâ içeriden bağırıyo..
"Yeter diyorum Mert sana" diye...
Uykumda geldi zaten...
Yaaaa oldu görürsem söylerim...
 

Dinlediğiniz için saolun... Biz hep burdayız..